25 Mart 2011 Cuma

Ben mi? Burada mı? Ne mi yapıyorum?

Gelin Anlatayım ((: 



Professor Noboru Hidano, Tokyo Institute of Technology ... 
Dersin adı "Social Engineering"
Süre: Sadece "9" gün (:
Başlangıcında; 
-"Social Engineering" mi o da ne ben hiç hoşlanmam ki benim alanım hiç değil ki.. diyerek aldığım ders bitişiyle; 
-"Social Engineering" mi bu "9" gün ne çok şey katmış meğer dedirtti... 

Ben burada bilip bilmeden "yok canım bir kere bir derse gireyim sarmazsa almam dediğim derslere girip sadece 9 gün bile olsa çok şey öğrendiğimi fark ederek iyi ki ilk gün derse girmişim diyorum" ((:
Hmm derste mi ne mi öğrendim? Mutluluğun matematiksel tarifini :P ama önemli olan o değil harika bir Profesör'ü daha tanımış oldum...

Süper nazik Hayato-san Nihan-san olarak çağırılışımı hiç unutmayacağım ((:
NOT: ("san" Japonca'da  saygı belirtmek için kullanılıyor.Fakat biraz karışık bir durum anlamaya çalıştım ama pek başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim ((: Şöyle ki; aslında saygı belirtiyor ve formal bir kullanımı var fakat arkadaşlarınla konuşurken de kullanabileceğin de bir yapısı var.. Burayı size bırakıyorum işin içinden siz çıkın ((:)

Farklı kültürlerden oluşan sınıfımızın uluslararası düzenlediği yemekle son bulan bu süper zevkli dersten geriye hafızada kalanlar işte bunlar (:

Bu arada merak edenlere sınıfımdan birkaç iyi adam ve Noboru-san ((:
Arigatou-gozaimashita... 


P.S: Special thanks to Xela ((:

24 Mart 2011 Perşembe

"Pabucumun Parası"


Bir gün bir çocuğa rastladım sokakta; abla mendil almaz mısın dedi. Yok dedim saol çocuk… Abla nolur dedi koştu arkamdan… Kışın ortasında terlikleri vardı ayağında, küçücük bedeninde soğuktan morarmış elleriyle uzattı mendilleri… Onu oracıkta bırakıp evime, sıcacık yuvama döndüm. Sıcacık evimde kahvemi yudumlarken farkettim boğazımdaki düğümü. Bir türlü yutkunamadım, bir türlü uyuyamadım. Bir şeyler yapmak lazımdı ama ne? Birilerinin onların sesini duyması lazımdı ama kimin yada nasıl? Birilerinin aracı olması lazımdı…Düşündüm çok düşündüm ama bir yol bulamadım sonra herşey birbiri ardına sanki düşüncelerime cevap vermek ister gibi sıralandı önümde.. Önce Rıdvan Aldemir ile tanıştım onun vesilesiyle de İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Gençlik Meclisi ile… Hangi kolda görev almak istersin dediler neler var ki dedim.. Bana bir bir kolları ve yapılan işleri saydılar… Bir tanesi vardı ki gözlerimi parlattı…



 Dediler ki “ha bir de sokak çocukları komisyonu var” . 
Heyecanlandım birden “ee dedim onların görevleri ne” 
cevap burktu içimi:” henüz daha o kolda çalışmak isteyen yeteri kadar gönüllümüz yok. Zor iş emek ister, sabır ister metanet ister”… 
"Tamam dedim bende hepsi var en azından şimdilik"… 


Yaptığımız ilk toplantıyı hatırlıyorum:3 kişiyik… Sonra çığ gibi büyüdük.. Enleri oynadık, tek projeyle kalmadık birçok projeye imza attık… Yapmak istenenler güzeldi elbet ama bize yer lazımdı profesyonel bir ekip sonra yollarımız Hayat Vakfı ile kesişti. Adı üstünde hayatın nabzını tutacak hayata renksiz bakanlara renk olacaklardı belli...




Dün rüyamda gördüm hepsini bütün çocuklarımı ve bütün üyeleri... Tanıdık tanımadık hepsi ordaydı... Kocaman bir masa herşeyin eksiksiz hazırlandığı belli. Ben taa bir uçtayım diğer bütün üyeler bir uçta ama sanki birşey var uçlarda olmayan o kadar güzel bir ahenk var ki masada kalpler bir belli... 
Şimdi öyle bir proje var ki yapılan sanki "mendil almaz mısın abla" diyen çocuklara vefa.. Sanki; öğretmeni-öğrencisi, yaşlısı-genci, orta hallisi-çok zengini herkesin katkı sağlayabileceği cinsten... "Papucumun Parası" sadece 15tl ile bir çift ayakkabı yardımına imkan sağlayacak bu kampanya... Masanın taa diğer ucundaki ben; bu yola baş koymamda büyük rol oynayan o çıplak adımlar artık bir ayakkabı sahibi olsun diye yazıyorum şimdi... Evet işte size fırsat artık "ah yazıık" demekten fazlasını yapabilirsiniz... Hemde sadece 15tl'ye... 


Not: Güvenirliliği merak edenler ve yardımda bulunmak isteyenler n64426@hotmail.com adresinden bana ulaşabilirler...

8 Mart 2011 Salı

Kadın Olmak...

Kadın olmak zor zanaat.

Eğer bir kadınsanız, sizden en önce herkese karşı anlayışlı olmanız beklenir. Mesela annenize babanıza karşı çıkma şansınız erkek kardeşleriniz kadar yoktur, çünkü ayıptır günahtır yazıktır... 

Eğer bir kadınsanız çocuklarınızın hertürlü ihtiyacı yalnızca sizin ellerinizden öper babanın çok işi vardır, kafası binbir yerdedir, bir de onları düşünecek zaman yoktur.. Eh birde eve para getirdimi ondan rahatı yoktur sorumluluk tamamdır...

Eğer bir kadınsanız önce evinizi düşünmeniz gerekmektedir mesela... Çalışıyor olabilirsiniz ne ala ama bu sizi sofra hazırlama görevinizden alı koy(a)maz... Size çalışıyor olmanın kattığı tek şey, omuzlarınızdaki artı bir yük oluverir zamanla..

Eğer bir kadınsanız her daim modunuz yüksek olmalı mesela... Erkek nemelazım yorulabilir, işten eve yorgun gelebilir, morali bozulmuş, canı sıkkın olabilir ama sizin moraliniz daima yüksektir öyle olması beklenir... Lakin hoşnut olmadığınız bir konuyu dile getirdiğinizde "dırdırcı" sıfatını üzerinizde buluvermeniz an meselesidir... 

Eğer bir kadınsanız bu dünyada "anlaşılmaz" sıfatı yakıştırılır size anında... Erkekliğin en acımasız kaçış yollarından birine açılan kapıdır bu sıfat.. Erkek anlayamaz bir türlü ne istediğinizi... Siz derdini paylaşmak, yükünü hafifletmek istersiniz; o dert anlatmayı basit, küçülmüş, güçsüz insanların yaptığı bir eylem olarak algılamıştır hayatı boyunca oysa... 

Anlaşılmayan bir şey var doğru... Şems'in ağzından asırlar önce dökülmesine rağmen yıllarca görülemeyen öyle bir gerçek var ki ... Şems der ki;

Kadın; bilmeyene "nefs" Bilene "nefes"tir...

Tek bir "(e)rdem" kaymasıyla karıştırılır kadın olmak nefes kadar aziz olan kadın nefs'e köle ediliverir...

Nefsine alet edenlerle değil nefesi sayabileceklerle karşılaşmak ümidiyle... Dünya kadınlar gününüz kutlu olsun...