23 Mayıs 2012 Çarşamba

Tarih : 23.05.2012 ; Yer : Italya


Kaç gündür bilgisayar başından kalkmayışımın ruhuma eziyeti midir, arka arkaya gelen kötü haberlerin sıkıntısı mı, yoksa hafızasına hayran kaldığım bilinç altımın rüyalarıma müdahalesinden mi bilinmez sol tarafım buruk, yorgun biraz da kırgın kalktım bugün.

Toparlanmak lazım bunun tez yazımı var, bitmeyen bir MATLAB yazımı var, O’su var Bu’su var var da var… Önce birşey yapmak lazımdı ne yapsam ne etsem diye düşünürken, kitap okumakta karar kıldım. Makalelere o kadar çok dalmışım ki elimin altında olan hemen okunmalık Malcolm Gladwell’den “blink” var. Okumadıysanız tavsiye ederim ama ben bugün için ruhumun ona ihtiyacı olduğuna pek kanaat etmeyip tekrar okumaya yeltenmedim. Hatırlamam gereken başka birşey vardı ruhumun ihtiyacı olan birşey ama ne?..

Duraksadım bir an içimden bir ses “Kızım senin kendine merhametin yok valla!” deyiverdi. Hay iç sesim sen çok yaşa! Sonra açtım interneti oturdum başına aranan konu “MERHAMET”. Konu bulundu bulunmasına da öyle herkesten dinlemeyi sevmez insan en mükemmel hikayeler bile anlatanla değer kazanır. O yüzden şimdi sırada kimden dinlemeli var… Bu soruyu cevaplamak hiç de zor olmadı. Tek adres tek isim; üniversite dönemimde derslerinden çok keyif aldığım Prof. Dr. Kemal Sayar.

Her şeyin giderek materyalleştiği bu Dünya’da unutmamamız gereken en değerli duygu belki de merhamet… Sayın hocamın içime işleyen birkaç cümlesi vardı izlerken. Diyor ki: “En başta kendine merhamet etmeyi öğrenmeli insan!”. Çok doğru… Ne kadar zalimiz kendimize karşı, ne kadar da onarmayı bilmiyoruz başkalarının yaptıklarından çok kendimizin kendimizde açtığı hasarı. Halbuki biraz merhamet edebilsek… Bir diğer etkileyici deyiş de “Soylu Ruh” oldu. Bunca çaba harcıyoruz mevkilere makamlara ulaşmak adına. En büyük gayemiz daha iyiye ulaşabilmek iyi tamam da.. Altımızdaki araba, oturduğumuz ev, giydiğimiz gömleğe bakıp soylulaştığımızı sanıyoruz ya… Ruhlarımızı soylulaştırmak için de biraz çaba harcayabilsek Dünya daha iyiye gidecek aslında!

Ruhu Soylu ve merhamet dolu insanlara selam olsun… 

5 Mart 2012 Pazartesi

Gözyaşı sevinci, kahkahalar kederi anlatır olmuş...

Bugünlerde biraz fazla duyar oldum "herşey kötüye gidiyor" lafını.
Haddime değil burada ahkam kesip herşey güzel olacak sadece biraz sabır demek biliyorum... Zaten öyle birşey de demiyorum! Hayat bu iniş çıkış elbetteki olacak... Bize düşen sadece her iki durumu da hazmedebilmek..

Bunca yakınan insanla çevrelenince etrafım (en başta kendimi katmalıyım!!) durdum biran,
şöyle bir düşündüm hangimiz yeterince şükrediyoruz ki elde ettiklerimize?..
Eh bunların hepsini gerçek sahibi,hemde seni daha iyiye ulaştırmak için,kulum sahip olduklarıyla o kadar mutlu ki beni unutmak üzere diye, elinden alıverince şükrünü layığıyla eda edemediğinin yasını bu kadar derin yaşamak niye? Söylemesi bu kadar kolay tabi yaşayanlara sormalı birde...

Kendimle çelişeceğim kendime ait yegane köşede izninizle.. Allah'a inancı olan insan bilir (!) dimi kader der hayırlısını ister sabreder(!).. Peki ya inancı olmayanlar? Onlar ne der başlarına bir felaket geldiğinde? Bununla nasıl baş eder? Bunlara verecek cevabım yok sadece sizde bir düşünün istedim..
Gelelim ne oldu da ben lafı bu kadar dolaştırdıma... Bugün bir cenaze arabası gördüm Rovereto'da elin Italya'sında.. Diyeceksiniz ki ee ne var bunda.. Haklısınız da.. Sadece dikkatimi çeken birşey vardı.. Sonsuz bir sessizlik.. Kilisenin önünde toplanan kişilerden deyim yerindeyse çıt çıkmıyor... Bizdeki yakarışlar ağıtlar ağlamalar yok... Sonra nedenini düşündüm.. Ruhsuz bunlar demek en kolayıydı yapmadım!

Her insan farklı yaşar duyguları bilirim.. Kimisi sevinci daha derin yaşayıp üzüntüsünü gölgeler... Kimisi de tam tersi bir bakmışsın ki bütün sevinçler gölgelenivermiş kederlerle.. Hangisini seçeceğiniz neye bağlıdıra girip size burda biyoloji, psikoloji ve genetik dersi verecek değilim bir çok nedeni var elbet iyi bildiğinizi de bilirim... Benim derdim başka..

Derdim şu ki... Nasıl bir inancımız var da biz tüm bunlarla savaşırken bu kadar yenik düşüyoruz?  Biz hele ki inananlar... Acı elbette çekeceğiz hayatta ondan değerli neyimiz var ki... Tabi ki sevineceğiz ondan güzel duyguyu bilen var mı ki? Ama sanırım yaptığımız biraz farklı bu aralar.. Öyle bir gülüyoruz ki sevinçten.. Gözümüzden yaş akıncaya kadar... Öyle bir ağlıyoruz ki üzüntüden... Amaçsız bir kahkahayla sonuçlanıncaya kadar...

Şükrünü eda edemeyeceğin kadar cahilce sevinme ki kederlerinin yükü altında ezilmeyesin...

19 Ocak 2012 Perşembe

Her tercih bir vazgeçiştir çünkü...



İlk defa bir değişiklik yapıp yazmak yerine... Kelimelere dökülmüş olanı paylaşmak istedim, çok doğru ve çok yerinde bir yazı diye... Ne dersiniz hayatımızı seçimler mi yönlerdiriyor vazgeçişler mi? Hangisini daha önce yapıyoruz sizce? Vazgeçişlerimizi mi seçimlerimizi mi? Elmayı seçtiğimiz için mi armuttan vazgeçiyoruz yoksa armuttan vazgeçtiğimiz için mi elmaya meylediyoruz?...

*****

Sabah işe gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz. Kalkar kalkmaz hayat binbir seçeneği dayar burnunuzun ucuna... "Ne giysem" telaşından, öğle yemeğinde "Ne alırdınız" diye başucunuzda biten garsona, "hangi kanaldaki filmi izlesem" kararsızlığından, "bize oy verin" diye bağrışan partilere kadar herşey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar.

Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz. Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir tanışıklığı tepersiniz. Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köfteden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur.

Ama yaşam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez. Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yaşama şansınız yoktur.

Bu seçim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır.

Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir.

Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz.

Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla paylaşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir.

Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz.

Herşeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.

...ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.

Can Dündar.


4 Ocak 2012 Çarşamba

Gezmadiğimiz yer kalmasın hadi gelin bir de Barcelona yapalım...

Barcelonaaa... İstanbula olan hayranlığımdan sonra en merak ettiğim şehirlerden...
Dedim ki bir gidelim bir görelim neymiş kerameti... Tam da Christmas zamanı yeni yıl öncesi toplayıverdik bavulları koyulduk yollara... Yaklaşık birbuçuk saatlik uçak yolculuğundan sonraaaa... Welcome to Barcelona! Yolculuk bu ne kadar kısa yapılsada yorar insanı ama Barcelona dedin mi yorgunluk gelmez insanın aklına.. Hani masallarda anlatılan, sadece masallardan bildiğimiz yerler vardır ya Barcelona da öyleydi benim için...  Eh hal boyle olunca beklenti yukseldi hatta Istanbulla kiyaslamalar soz konusu olunca eksik gedik noktalar aranmaya not alinmaya baslandi...
Geldigimiz gibi dokulduk yollara once otele yerlestik sicak ortam hep genc yuzler tam bir youth hostel... Sonra hemen attik kendimizi yollara... Ilk durak sorulmaz tabii ki Sagrada Familia!!! Yapimina  1882 yilinda mimar Villar baslamis bir yil sonra Gaudi devam etmis yapimina. Adamcagizin omru de yetmemis tamamlamaya ve hala tamamlayanamadigi icin `Bitmeyen Klise` de diyorlarmis adina...
Fotografta ana tema biziz sanirim ama arkada bitmeyen kliseyi de gormussunuzdur umarim :P

Gaudi demisken: her yerde tek isim var Barcelona'da GAUDI... Gaudi 1852-1926 yillarinda yasamis. En buyuk eseri tamamlamaya omrunun yetmedigi Sagrada Familia... Bunun yaninda degisik ve mordern mimarisi ile dikkat ceken iki tane de eve imza atmis Gaudi. Bunlardan biri `"La pedrera" (tas ocagi) diye de adlandirilan "Casa Mila" (Mila'nin evi). Evin sahibi Pere Mila bir zamanlarin en unlu dullarindan biriyle evlenme hazirligindayken Gaudi'den istegi uzerine bakin nasil bir evde yasamis... Unutmadan Casa Mila ayni zamanda Unesco Dunya Miraslari listesinde yer almakta...



Gaudinin bir diger evi ise "Casa Batllo". Yapimini o donemin en zengin tekstil tuccarlarindan biri istemis. Hadi gelin birde ona goz atalim.... Isterseniz icini de gezebileceginiz evler disardan bakildiginda o kadar tatmin ediyor ki icini gezseniz hayal kirikligina ugrar misiniz diye korkmaya basliyorsunuz... Korkmayin!! Eger hala 25 yasin altinda ve hala ogrenci iseniz girisler 11 euro civari.









Mutlaka gidip gormeniz gereken bir baska yer ise "Park Guell". Guell ailesinin ihtisamlarini sergilemek adina Gaudiden kendileri icin yapmalarini istedikleri harika yer... Kendinizi Disneyland'da hissedeceksiniz hava da guzelse deymesinler keyfinizeee...

Yokusu sizi korkutmasin biraz sabirla
ilerledikten sonra yuruyen merdivenlere ulasip rahatca gidebileceginiz bir yer "Park Guell".

Mozaikler tam bir sanat eseri renkler harika... Dedim ya Disneyland gibi bir yer burasi hayaller ulkesinin isikli parki...


Eger sansliysaniz Gaudi'nin unlu mozaik kertenkelesini yalniz yakalayip bir fotograf cekebilirsiniz (:

Bu kadar gezdiniz karniniz acikti dimi? Hadi gelin simdi sizi oyle bir pazara goturucem ki herseyi herseyi yemek isteyeceksiniz.... Meyve kokteyleri o kadar guzel ki hepsini denerken midenizi bozabilirsiniz aman dikkat!!...








Barcelona'ya yolunuz duserse balik yemeden ve meyve kokteyllerinden tatmadan ayrilmayin!!

Hadi hazirlanin deniz asiklari denizsiz yasayamayanlar limana iniyoruz... Gun batimini orda izlemek sart!

Ve geceyi Istiklal caddesini andiran "La Rambla"daki turun ardindan caz dinleyerek tamamliyoruz... 






Bunlari okurken sesinizi yukseltip ben Barcelona yazisina guzel demem icinde Camp Nou olmayinca deyisinizi duyar gibiyim... Merak etmeyin... Oraya da el attik... Iste bizi dis gorunusuyle hayal kirikligina ugratan# 21 euro giris bileti verip bos stadyum gorecegimize maca geliriiiz bidahaki sefere dedigimiz CAMP NOU....



Ve son olarak da gelin en tepedeki kliseye cikip Barcelona'ya bir de ordan bakalim...